Aldatanlar ve aldatılanlar

Evdeki iğrenç manzara - 2


20 Kasım 2017 00:54

Yine kumsalda güneşin batışını izledik, yine sokaklarda ele ele gezdik, yine sabahlara kadar eğlenip dans ettik. Balayı dönüşü evimize yerleştik ve çalışmaya başladık. İkimizin de işleri iyi gidiyordu. Mesleğimi çok seviyordum. İş hayatımızdaki performansımız yatağa da yansıyordu diyebilirim. Cinsel açıdan anahtar-kilit misali muhteşem bir uyuma sahip olduğumuzu düşünüyordum. Romantizm hiç ölmemişti. Başkaları evlilik yıldönümlerini kutlar, biz evlilik aydönümlerini kutluyorduk. Her ay evlendiğimiz güne denk gelen gün mutlaka dışarı çıkıyor, mum ışığında romantik bir yemek yiyorduk.

Kuzenini sevemedim

Evliliğimizin yedinci ayına girdiğimiz gün yine dışarıda kutlamayayı planlıyorduk ki Onur’un Yunanistan’dan akrabalarının geleceğini öğrendik. Dayısı, kuzeni Anna da misafirimizdi. Benden 1 yaş büyük, baba parası yiyen ve mesleği olmayan bir kızdı Anna... Bir türlü kanım ısınmamıştı ona. Onur’la Yunanca konuşuyorlardı ve bundan çok büyük rahatsızlık duyuyordum. Sanki hakkımda konuşuyorlarmış gibi sinirleniyordum. Benden gizli bir şeyler çevirdiklerini sanıyordum. Ama bu hissimi hiç belli etmedim kocama. Akrabalarıyla arasının bozulmasını istemedim. Nasıl olsa bir süre sonra geldikleri yere döneceklerdi ve biz de mutlu hayatımıza kaldığımız yerden devam edecektik. Bir gün Anna’yla evde yalnız kaldık.

Düzenimizi bozdu

Bana Yunan kültüründen uzak bir insanın bu aileye uyum sağlayamayacağını, Yunanca öğrenmezsem yabancı muammelesi göreceğimi söyledi. Ben İngilizce ve İspanyolca bilen, Türkçe’yi iyi kullanan biriydim. Yunanca öğrenmeme gerek yoktu ki... Yine de sessiz kaldım. Keşke sessiz kalmasaydım da ona haddini bildirecek bir cevap verseydim diyorum şimdi kendime. O zaman Anna ile arama mesafe koymuş olabilseydim eşime sırnaşma cesaretini de bulamazdı kim bilir... Bir tek Anna kaldı. Eşimden yana bir kuşkum yoktu, ona sonsuz bir güven besliyordum. Beni sevdiğini de biliyordum. Bir süre sonra akrabalar tekrar Yunanistan’a döndü ama Anna İstanbul’da kaldı. Aslında halasında, yani kayınvalidemde kalıyordu. Ama zamanının çoğunu bizim evde geçiriyordu.

Ne umdum ne buldum

Bizde kaldığı akşamlar masadan içki eksik olmuyordu. Gece geç saatlere kadar kapanmayan ışıklar, yüksek sesle dinlenen müzikler ve içki kokan salon canımı sıkmaya başladı. Eşim de bu duruma giderek alıştı ne yazık ki. Geç yatmalar, alkolsüz gün geçirmemeler, zaman zaman iş asmalar... Belli ki Anna ile tatlı hayat hoşuna gitmişti. Ona düzenimizin bozulduğunu hissettiricek bir şey söylemeye çalıştım ama beni dinlemedi bile. Bu durumdan nasıl kurtulacağımı düşünürken ihanet denen olay başıma geldi...